

Göç, savaş, kaza, sürgün ya da kişilerin hayatını büyük ölçüde etkileyen önemli doğal afetlere verilen duygusal tepkiler olarak tanımlanmaktadır fakat kişinin bir olayı travma olarak adlandırılabilmesi için mutlaka doğal bir afet yaşamış olması gerekmez.
Bireyleri derinden etkileyen, stres düzeyini artıran, karşısında aşırı derecede korku, büyük bir kaygı, tedirginlik, çaresizlik gibi duygular beslediği ve bu duygularla baş etmekte zorlandığı olaylar birer travmatik yaşantı olarak adlandırılabilir.
Travma sonrası kişide depresyon, anksiyete, öfke sorunları, uyku bozuklukları, yoğun umutsuzluk duygusu, sosyal hayatından uzaklaşma ve sosyal hayatını sürdürmekte zorlanma, yaşadığı travmatik anı hatırlatacak durumlardan devamlı olarak kaçınma gibi belirtiler ortaya çıkabilmektedir. Tüm bu belirtilerle birlikte kişinin hayat işlevselliği ve yaşam doyumu olumsuz şekilde etkilenmektedir.
Bu semptomların ortaya çıkması için kişinin mutlaka travmayı birebir olarak yaşamış olması gerekmez. Travmayı yaşamış olan bireylerden sonra gelen nesillerde de bu belirtilere benzer şikayetlere rastlanmaktadır.
Kuşaklar arası travma aktarımı, bir kuşağın yaşamış olduğu travmanın ve etkilerinin takip eden nesillerde ortaya çıkması durumudur. Diğer bir deyişle yaşanılan travma kişinin yalnızca kendisini değil gelecek nesilleri de etkileyebilmektedir.
Kuşaklar arası travma aktarımı çalışması ilk kez yahudi soykırımdan kurtulan insanların çocuklarıyla yapılmıştır. Yapılan bu çalışmada yahudi soykırımını yaşamış ve hayatta kalabilmeyi başarabilmiş kişilerin gelecek kuşak çocuklarında çeşitli duygusal zorlanmalar yaşayarak ebeveynlerinin deneyimlemiş olduğu travmanın izlerini taşıdığı görülmüştür. Aynı zamanda soykırımı yaşamış çocuklar ile soykırıma maruz kalmamış çocukların stresle bağlantılı olan hormon düzeylerinde benzerlik gözlemlenmiştir.
Başkalarının davranışlarını, tepkilerini, tutumlarını gözlemleyerek taklit yoluyla öğrenme biçimi olan sosyal öğrenme kuramı kuşaklar arası travma aktarımını açıklayan bir yaklaşımdır. Travmaya maruz kalmış kişiler tarafından bu deneyime verilen tepkilerin taklit, gözlem ve rol model temelli sosyal öğrenme yoluyla bir başkası tarafından öğrenilmesi ve kuşaklar arası aktarımı gerçekleşebilmektedir. Kuşaklar arası travma aktarımı konusuna biyolojik yaklaşım açısından bakıldığında, epigenetik kavramı ortaya çıkmaktadır.
Ebeveynlerin çocuklarına genler yoluyla travmanın etkilerini aktarma biçimi epigenetik olarak adlandırılmaktadır. Epigenetik değişim kavramı, hayat tecrübelerinin genlerimizi değiştirmesi durumu olarak tanımlanmaktadır. Maruz kaldığımız çevresel deneyimlere göre, DNA’mızda yer alan genlerin aktif olup olmayacağı değişmektedir buna bağlı olarak kuşaklar arası travma aktarımında epigenetik kavramının da etkisi olduğu düşünülmektedir.
WhatsApp Destek Hattı
1 Comment
Thanks for sharing. I read many of your blog posts, cool, your blog is very good.